İyi Olma Hâli : Geleceğin Şehirleri Neden Daha İyi Olmayı Konuşuyor?
- Originn

- 30 Haz
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Tem
Şehirlerin geleceğini konuşurken aklımıza genellikle aynı başlıklar geliyor: ekonomik büyüme, yatırımlar, altyapı projeleri, teknoloji, ulaşım, yeni yapılar...
Oysa son yıllarda dünyanın birçok kentinde başka bir soru giderek daha fazla soruluyor:
Bir şehir, insanlarının iyi olmasını merkeze alarak planlanabilir mi?
İzmir Planlama Ajansı'nın (İZPA) hazırladığı "İki Çizgi Arasında: Geleceğin İzmir'ine Bugünden Bir Bakış"sergisinde bizi en çok heyecanlandıran şey, Originn'in de yer aldığı "Bir İhtimal Daha Var: İyi Olma Hâli" bölümü oldu.
Bunun nedeni yalnızca Originn'in bu bölümde yer alması değildi.
Asıl heyecan verici olan, uzun zamandır dünyanın farklı şehirlerinde konuşulan "iyi olma hâli" (wellbeing) yaklaşımının İzmir'in geleceğine dair yürütülen bir tartışmanın merkezine yerleşmesi.
Çünkü bu bölüm yalnızca geleceğe dair bir öneri sunmuyor; şehirleri değerlendirme biçimimizi değiştiren önemli bir soruyu görünür kılıyor.
"Hayalimiz daha fazla büyümek ve tüketmek değil de daha iyi olmak — daha sağlıklı, daha mütevazı, daha eşitlikçi, daha dayanışmacı, doğayla daha barışık yaşamlar kurmak — olsa, İzmir'in potansiyelini nerede arardık?"
Bu soru yalnızca İzmir için değil.
Bugün dünyanın birçok kentinin de gündeminde.

İyi Olma Hâli (Wellbeing ) Nedir?
Türkçeye "iyi olma hâli" olarak çevrilen wellbeing, yalnızca mutlu hissetmek anlamına gelmiyor.
Bugün Dünya Sağlık Örgütü (WHO), OECD ve Oxford Wellbeing Research Centre gibi kurumlar wellbeing kavramını; fiziksel sağlık, ruhsal denge, güven duygusu, sosyal ilişkiler, yaşam memnuniyeti, üretkenlik, aidiyet ve anlam hissinin bir araya geldiği bütüncül bir yaşam kalitesi olarak tanımlıyor.
Yani mesele yalnızca daha uzun yaşamak değil.
Daha iyi yaşayabilmek.
Ve belki daha önemlisi...
Birlikte iyi yaşayabilmek.
Neden Şimdi?
Bundan on yıl önce şehirlerin başarısını konuşurken çoğunlukla ekonomik büyüklükleri karşılaştırıyorduk.
Bugün ise iklim krizi, yalnızlaşma, artan stres, tükenmişlik, ruh sağlığı sorunları ve sosyal eşitsizlikler şehirlerin yalnızca büyümesinin yeterli olmadığını gösteriyor.
Bu nedenle şehir planlaması da farklı sorular sormaya başladı.
Artık mesele yalnızca daha fazla konut üretmek değil.
İnsanların birbirini tanıyabileceği mahalleler oluşturabiliyor muyuz?
İnsanlar kendilerini güvende hissediyor mu?
Çocuklar oynayabilecekleri alanlara sahip mi?
Kamusal alanlar insanları karşılaştırıyor mu?
İnsanlar yaşadıkları şehre ait hissediyor mu?
Belki de geleceğin şehirlerini belirleyecek olan göstergeler tam da bunlar.
Dünya Bu Konuda Ne Söylüyor?
Bu yaklaşım yalnızca teorik bir tartışma değil.
Bugün birçok uluslararası araştırma ve şehir endeksi de benzer bir dönüşüme işaret ediyor.
OECD Better Life Index, yaşam kalitesini yalnızca gelir üzerinden değil; konut, sağlık, eğitim, çevre, güvenlik, topluluk ilişkileri, sivil katılım ve iş-yaşam dengesi gibi göstergeler üzerinden değerlendiriyor.
World Happiness Report 2025 ise bu yılın ana temasını "Caring & Sharing" (Özen Göstermek ve Paylaşmak) olarak belirledi.
Rapora göre insanların yaşam memnuniyetini belirleyen en güçlü unsurlar arasında;
güven
dayanışma
güçlü sosyal bağlar
birlikte zaman geçirmek
başkalarına yardım etmek
yer alıyor.
Benzer şekilde Happy City Index, şehirleri yalnızca ekonomik performanslarıyla değil; kamusal yaşam, yönetişim, kültür, sağlık, hareketlilik, çevre ve yaşam kalitesi üzerinden değerlendiriyor.
Ortak nokta oldukça açık:
İyi şehirler yalnızca daha zengin şehirler değil; insanların birbirine güvenebildiği, karşılaşabildiği ve kendilerini ait hissedebildiği şehirler.
Büyümek mi, İyi Olmak mı?

Bu dönüşüm yalnızca şehir planlamasında değil, ekonomi alanında da görülüyor.
Ekonomist Kate Raworth tarafından geliştirilen Donut Economics (Simit Ekonomisi) modeli, şehirlerin başarısını yalnızca ekonomik büyüme üzerinden değerlendirmeyi sorguluyor.
Bunun yerine şu soruyu soruyor:
İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılarken, gezegenin sınırlarını aşmadan nasıl yaşayabiliriz?
Amsterdam başta olmak üzere birçok şehir bu yaklaşımı kent politikalarında denemeye başladı.
Bu tartışmaların ışığında İZPA'nın sergide ortaya koyduğu soru daha da anlam kazanıyor:
"Daha fazla büyümek yerine daha iyi olmak mümkün mü?"
Şehirde İyi Olmak ile Çalışırken İyi Olmak Aynı Hikâyenin Parçası
Hayatımızın önemli bir bölümünü çalışarak geçiriyoruz.
Bu nedenle iyi şehirler ile iyi çalışma ortamlarını birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil.
Gallup'un araştırmaları; insanların yaşam memnuniyetini belirleyen en önemli alanlardan birinin iş deneyimi olduğunu gösteriyor.
Yalnızca maaş değil; anlamlı bir iş yapmak, gelişebilmek, karar süreçlerine katılabilmek ve güçlü sosyal ilişkiler kurabilmek de insanların genel yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.
Belki de bu yüzden bugün çalışma hayatında da yeni sorular soruyoruz.
İnsanlar yalnızca aynı ofisi mi paylaşıyor?
Yoksa birbirlerinden öğrenebiliyorlar mı?
Rekabet kadar dayanışmaya da yer var mı?
Karşılaşmalar yeni fikirler doğuruyor mu?
Bir topluluğun parçası olmak mümkün mü?
İyi Olma Hâli Birlikte Kurulabilir mi?
İZPA'nın sergisinde bizi en çok düşündüren şeylerden biri, iyi olma hâlini bireysel bir hedef olarak değil; birlikte kurulabilecek bir yaşam biçimi olarak ele almasıydı.
Çünkü iyi olma hâli yalnızca sağlıklı beslenmek ya da spor yapmakla ilgili değil.
Aynı zamanda;
bir mahallede tanışabilmek,
birlikte düşünebilmek,
üretebilmek,
öğrenebilmek,
dayanışabilmek,
kendini bir topluluğun parçası hissedebilmekle ilgili.
Belki de şehirlerin gerçek potansiyeli tam burada başlıyor.
Originn ve Ahali'nin Hikâyesi
Originn'in bu bölümde yer almasını yalnızca bir görünürlük olarak görmüyoruz. Bunu, uzun zamandır üzerine düşündüğümüz bir meselenin daha geniş bir kamusal tartışmanın parçası hâline gelmesi olarak görüyoruz.
Yaklaşık on yıldır Originn'de yalnızca insanların çalışabileceği bir alan kurmaya değil; karşılaşabilecekleri, birbirlerinden öğrenebilecekleri ve birlikte üretebilecekleri bir ortam oluşturmaya çalışıyoruz.
Ahali topluluğu da bu düşünceden doğdu.
Aynı meslekten insanların bir araya geldiği bir ağ değil; farklı disiplinlerden insanların birbirlerinin hayatına değebildiği bir topluluk..
Geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki birçok iş birliği, dostluk ve yeni üretim büyük projelerle değil, küçük karşılaşmalarla başladı.
Bir İhtimal Daha Var
İZPA'nın "Bir İhtimal Daha Var: İyi Olma Hâli" başlığı, bize önemli bir şeyi yeniden hatırlatıyor.
Şehirleri yalnızca binalar kurmuyor. İnsanlar kuruyor.
Ve iyi şehirler de, insanların yalnızca yaşayabildiği değil; birlikte öğrenebildiği, üretebildiği, dayanışabildiği ve iyi hissedebildiği yerler olduğunda mümkün oluyor.
Belki de geleceğin şehirleri daha büyük olmayacak. Daha iyi olacak.
Ya da belki asıl mesele, “iyi”nin ne anlama geldiğini birlikte konuşmaya devam edebilmek.
Çünkü ancak üzerine birlikte düşündüğümüz şeyleri, birlikte dönüştürmeye başlayabiliriz.
Kaynaklar
İzmir Planlama Ajansı (İZPA)İki Çizgi Arasında: Geleceğin İzmir'ine Bugünden Bir Bakış Sergisi https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/iki-cizgi-arasinda-sergisi-gelecegin-izmir-ine-kapi-araliyor/58745/156
OECD Better Life Index https://www.oecd.org/en/data/tools/well-being-data-monitor/better-life-index.html
World Happiness Report 2025 https://worldhappiness.report
Oxford Wellbeing Research Centre https://wellbeing.hmc.ox.ac.uk
Happy City Index https://happy-city-index.com
Gallup – Workplace & Wellbeing https://www.gallup.com/workplace
Doughnut Economics Action Lab https://doughnuteconomics.org
_edited.png)



Yorumlar